May 2019
SunMonTueWedThuFriSat
2829301234
567891011
12131415161718
19202122232425
2627282930311
2345678
 

Başın Açık Veya Kapalı; Başkaldır!

Toplumun en büyük sorunu baskı… Baskı, yola getirme yöntemi olarak tarih boyunca uygulanmıştır. Devletler yeni topraklar fethetmiş, imparatorluklar kurmuş, düzenlerini korumak adına da halklara baskı uygulamıştı. Ancak bunun böyle devam edemeyeceğini imparatorlara Fransız İhtilali göstermişti.



Günümüze gelirsek, çoğu ülkenin özgürlük kısıtlamalarıyla karşı karşıya olduğunu görürsünüz. Pek çok ülkede halk, yönetimsel olarak olmasa bile, toplumsal veya iç örgütlerdeki farklı uygulamalarla kimi özgürlük kısıtlamalarına maruz kalıyor. Ülkemizde ise bu sorunlar politik arenada kısır tartışmalarla çözümsüzlüğe itilmekte, hatta ve hatta bireysel özgürlük ekseninde görülmesi gereken başörtüsü (kimine göre türban) toplum içinde kamplaşma sebebi olmakta… İşte bu yüzden, pek çok bireysel hak ve özgürlüğün ülkemizde yeteri kadar değer göremediğini bilerek, muhatabı kadın olan bu sorunu irdelemeyi tercih ediyorum. Çünkü içinde bulunduğumuz bu süreç, kadınların birlik olmasını engellemeye ve sürekli bir ‘ötekileştirme’ sonucuna gitmeye hizmet ediyor. Ne tesadüf ki, bu süreci yöneten tüm aktörler erkek!

Eğitim hakkının kutsallığından dem vurmaya gerek var mı, bilmiyorum, ama yıllarca üniversitelere başını kapatmayı tercih ettiği için giremeyen kızlarımız oldu. Kıyafete indirgenmiş çağdaşlık algısının sonucu olan bu yasak, yıllar yılı kadınların kendini ötekileştirmesine neden oldu. Diğer tarafta yer alan çağdaş oldu, öteki yobaz..!

Yine de kabul edilmesi gereken bir şey var. Elbette ki ‘mahalle baskısı’ denen şu illet yüzünden de başını kapayan kadınlarımız var. Ancak bir taraftan öteki mahallenin baskısıyla da başlarını açması dayatılırsa bir önceki mahalle baskısını, başını örttüğü için okuluna giremeyen üniversiteli genç kız meşru görmeye başlar. Öte yandan, gerçekten hür iradesiyle, dini inançları gereği başını örten bir kız da bir tarafın militanı olma ihtiyacı duyar. İşte bu sürecin sonunda başını açmak zorunda kalarak gittiği okulu bitiren kadın; avukat, hâkim veya doktor olduğunda tarafsızlığını nasıl korur? Sanıyorum ki bu, saçma bir beklenti olurdu. Çünkü yıllar boyunca olduğu gibi, şimdi de yasaklar ve toplumun ön yargılarıyla bu insanları kendi ellerimizle radikalleştiriyoruz. Oysa temel insan haklarına ve özgürlüklere sadece ‘çağdaş’ görünen insanlar değil, tüm insanlarımızın sahip olması gerekmiyor mu?

Yolda yürürken gördüğümüz başörtülü kadınların peşinden, “işte bunlar yüzünden geri kalıyoruz” diyenleri duyarım hep. Onlara kendi adına karar veremeyen ‘kuklalar’ etiketi yapıştıranların çoğunluğunun kadınlar olduğunu da üzülerek izlemekteyim. Oysa bunu diyen kişiler bakımlı yüzleriyle, modern giyimleriyle davetten davete koştururken başörtülü olduğu için küçümsedikleri kızlarımız ve kadınlarımız okumak ve bir mesleğe sahip olmak için çırpınıyorlar. Empati kuramayan bir toplumun içinde maalesef bu insanlar farklı görünüyor olmanın ezilmişliğini yaşıyor. Gizledikleri kırgınlıkları zamanla öfkeye dönüşüyor. İşte o zaman kendi ellerimizle toplumun dışında bırakıyoruz onları. Daha önce de dediğim gibi bir baskı sonucu da kapanıyor olsa bir kısmı, bu gördüğü toplumsal itilmişliğe daha büyük öfke duymaya başlıyor. Eline fırsatın geçmesini bekliyor.

Geçenlerde dertleşen iki başörtülü kızın –belli ki üniversiteli- söylediklerine kulak misafiri oldum. Kızlardan biri diğerine konuşmasının son cümlesi olarak “gün gelecek, devran dönecek, işte o zaman görecek hepsi” demesinin sebebi nedir sizce? İşte bu, gelinen noktayı bize tarif edebiliyor. “Başını örtebilirsin, ama azıcık perçem görünsün” diyenleri, “yasak hemşerim!” diyenlerin buna bile tepkisini gördükçe, bir komedi dizisinin komik anlarına şahit oluyor gibiyim. Ve bu ayrılık kadınların bir arada mücadele vermesinin önünde çok ciddi bir engel olarak duruyor. Mesleki donanıma başörtüsünü engel olarak görenler, kafaların arkasında bulunan kadının iş hayatından silinmesi düşüncesine katkıda bulunuyor. Omuz omuza mücadeleyi imkânsız kılmak için “böl, parçala, yok et!” taktiği işletilirken, bu süreçteki kısır tartışmalar sayesinde kimi çıkar gruplarına zaferler kazandırılıyor. İşte bu yüzden de bir arpa boyu yol kat edilemiyor.

Bu sürecin siyaset üstü bir düzlemde ele alınmasında fayda olduğunu düşünmek gerekiyor. Türkiye’deki tüm sivil inisiyatifleri, kadın dernekleri “bu işi biz çözeriz” demeli. Çünkü toplumun tedavisi ancak ve ancak toplumun içinde gerçekleşebilir. Üniversitelerde bilimin ve eğitimin önündeki en büyük engel olan YÖK’e bu işin çözümünü bırakmak da toplumsal felç sebebi olacaktır.

Son sözlerimi söyleyip bu yazıyı bitireyim. Eğer bu sorunu temel insan hakları düzleminde değerlendirebilir ve toplumun içindeki farklı din, ırk ve görüşlere empati yoluyla yaklaşabilirsek, hiçbir müdahaleye ihtiyaç duymadan tedavimizi kendimiz gerçekleştiremez miyiz? Başörtülü kızlarımızla ve kadınlarımızla toplumsal barış sağlayarak onları günlük hayattan soyutlamayarak, korkularımızı da yok etmiş olmayacak mıyız?

Kadınların bu ayrılığa başkaldırmasını ve hak mücadelesinde omuz omuza meydanlarda yer almasını tüm içtenliğimle diliyorum.

Sevgi ve Saygılarımla.

Doğan Özcan

 
Hayata Dokun Derneği Kütüphanesi

Eğitimin sosyal hayatın desteklenmesi gereken yegane unsur olduğunu öngören Derneğimiz, 2012 yılından bu yana; Van, Muş, Tekirdağ, Diyarbakır, Trabzon ve İzmir illerindeki köy okullarına kütüphaneler açmaktadır. Her yıl ortalama 5 kütüphane açan derneğimizin...
DEVAMI...


Jehan Barbur Şarkılarıyla Hayata Dokunuyor Konseri

Sanatçı Jehan Barbur’un Hayata Dokun Derneği yararına verdiği konser İstanbul Bilgi Üniversitesi Mezunlar Derneği desteğiyle 26 Nisan 2013’te Bilgi Üniversitesi Kuştepe Ka...
DEVAMI...


Hayata Dokun’an Üniversiteler

2010’dan bu yana her yıl İstanbul Merkezli tüm devlet ve belli başlı özel üniversitelerde yapılan üniversite öğrencilerine yönelik gerçekleştirilen konferans...
DEVAMI...


Tüm projeler için tıklayınız