January 2019
SunMonTueWedThuFriSat
303112345
6789101112
13141516171819
20212223242526
272829303112
3456789
 

Poyrazın İnfazında

Hava soğuk… Tüm şehri zapt etmiş bir rüzgâr sarmış etrafımı. Yürümek için yanlış bir saat… Ama uyumama engel bir duygu, gürültü yapıyor içimde günlerdir. Bunu ancak, benim gibi üşüyen bir şehri anlayarak giderebilecektim.

Gecenin en başıboş saati… Ve sessizliği yararcasına bir ses duyuluyor uzaktan. Rüzgârın sesi… Uzaklarda yiten ya da başlayamamış bir aşkın acısı haykırılıyor sanki. Hava soğuk… Üstümde gecenin gözleri… Sanki bulutların ardından yıldızlar, sinsi bir plan kuruyorlar. Ve rüzgâr şehri iyice zapt ediyor. Şehrin sokaklarında soğuk yağmur suları akıyor oluk oluk. Gecenin en acımasız saati… Ve nereye gitsem peşimi bırakmayan, kötü huylu bir poyraz, bedenimi dar bir giysi gibi sarıyor. Kalınlaştığı an bu yeni giysi, daha da çok üşüyorum.

Ömrümü düşünüyorum. Gönlümü saran, acı yüklü ve umudu derinliğinde kayıp bu aşkı… Yüzeye… Şehrin tam ortasından yüzeye fışkıran duygularım, şehrin tüm caddelerini sarıyor. Evlere sızıyor kapı ve pencere aralıklarından...

Şehir yeniliyor soğuğa. Yağmur değil sadece caddelerde akan. Ve bu saf duygularım, evcilleşememiş aşkım, şehrin tüm pisliklerini yıkarken coşkuyla, kayboluyor mazgallardan içeri akıp.

Ve yine suçsuz yere yargılanan ben oluyorum. Gece tüm soğuğunu bana işliyor. Poyraz gerçekleştiriyor infazımı. Baltayı her indirişinde sessizliğim sancıyor. Ve ben her ağlayışımda, daha acı yaşıyorum aşkı.

Kimse bilmeyecek suskunluğumun yansıdığı o soğuk geceyi. Bilmemeliydi belki. Başkalarının yaşadığı sabahların dünsüzlüğünü kıskandım. Rahatça unutulurluğunu kıskandım dünlerinin. Yine uyanmalıydım her gece tekrarlanan infaza rağmen sabah olunca. Uyandım.

Gün aydınlıktı. Gizli bir yağmur tehdidi savuruyordu yine rüzgâr. Zamansız bir saldırı gibi… Aniden vuracak gibi… Güneş bulutları delmekten vazgeçmişti. Ölüm bıraktığında peşini, yaşam mı takılacaktı sanki ardına? Güneş bunu biliyordu.

Yollar çamurlu ayak izleriyle doluydu. Birçok kaçışın, terk edilişin; kaçan ve terk eden izleri… Kimse bilmedi. Kaçan, yılana sarıldı. Terk eden, terk etmenin dayanılmaz bulunmazlığını yaşadı. Ve ben uyandım bir sabah yine. Kutsanmış hayatların, bir yanı ısırılmış yasak elması gibi… Utandım yasaklığımdan. Ve güneş gibi boş verdim ölümü. Ölüm bıraktığında peşimi, yaşam mı takılacaktı ardıma?

Güneşin bildiğini, ben de bildim.

Kaçarken düştüğüm uçurumlarda buldum yine kendimi. Kırmızı kayalar bitişimin rengi mi? Her soluklandığım ağaç kuytuları mı yalnızlığım? Kıyıya vurmadan yitip giden dalgalar gibi kavuşamazken aşka, o soğuk sularda yiten bir beden miyim yoksa? Hayat biliyorum belki de her uyanışımı. Soğuk ve ince kumlu su ciğerlerime dolarken nefes alıyorum, sanıyorum. Belki de... Seni arayan, çamurlu yollarda, dizlerindeki çocukluk yaraları kabuk bağlamadan yenilerini ekleyen, ben… Ne zaman bakmak istesem gözlerine, seni gecenin çıkmazında görüyorum.

Kimse bilmedi bunu. Bilmemeliydi belki.

Öyküm hakkında, görüş ve önerilerinizi http://www.hayatadokun.net/?page_id=6 sayfasından bana iletebilirisiniz. Hayata Dokun ilke kararları gereğince kimlik ve iletişim bilgileriniz 3. Kişi ve kurumlarla paylaşılmayacaktır.

Sevgi ve Saygılarımla.

 
Hayata Dokun Derneği Kütüphanesi

Eğitimin sosyal hayatın desteklenmesi gereken yegane unsur olduğunu öngören Derneğimiz, 2012 yılından bu yana; Van, Muş, Tekirdağ, Diyarbakır, Trabzon ve İzmir illerindeki köy okullarına kütüphaneler açmaktadır. Her yıl ortalama 5 kütüphane açan derneğimizin...
DEVAMI...


Jehan Barbur Şarkılarıyla Hayata Dokunuyor Konseri

Sanatçı Jehan Barbur’un Hayata Dokun Derneği yararına verdiği konser İstanbul Bilgi Üniversitesi Mezunlar Derneği desteğiyle 26 Nisan 2013’te Bilgi Üniversitesi Kuştepe Ka...
DEVAMI...


Hayata Dokun’an Üniversiteler

2010’dan bu yana her yıl İstanbul Merkezli tüm devlet ve belli başlı özel üniversitelerde yapılan üniversite öğrencilerine yönelik gerçekleştirilen konferans...
DEVAMI...


Tüm projeler için tıklayınız