March 2019
SunMonTueWedThuFriSat
242526272812
3456789
10111213141516
17181920212223
24252627282930
31123456
 

Cumartesi Anneleri, Ayşe Sucu ve Taksim Tacizcileri

Bu üç başlık arasındaki bağlantıyı ilk bakışta fark edebiliyor musunuz? Yoksa sadece, popüler haber konuları olarak mı algılıyoruz? Elbette bu kelimelerin simgelediği bir ortak durum var. İçinde kadınların ve erkeklerin olduğu, şiddetten mağdur olmuş kadınlar ve erkekler… Şimdi en feministlerimiz çıkıp diyebilir ki, “Bu tabloda mağdur erkek yok, kayıplar dışında.”. Ama ne yazık ki gerçek bu değil arkadaşlar. Elimizi vicdanımıza koyalım ve bu toplumda şikayet ettiğimiz ya da alkışladığımız her şeyde, her eylemde anneleri, eşleri, kız kardeşleri, kız çocuklarını, halaları, teyzeleri bir daha hatırlayalım. Tek boyutlu düşünmeyelim, iğne ve çuvaldız hikayesi ile kendimize gelelim. Her şeyin birden fazla yüzü olduğunu unutmayalım ve başlığı büyütelim.




Evlatlarını ya da yakınlarını arayan anneler, kocaları tarafından öldürülen ya da şiddet gören kadınlar, cinsel dürtülerini kontrol edemeyen genç erkekler… Tavuklar ve yumurtalar; bu eylemleri kimin başlattığını bilemeyecek kadar eskidir insanlık tarihi. Kendilerine hakim olamayan erkek güdüleri ve hormonlar mı suçlu, yoksa çocuklarını döven anneler mi başlattı bu şiddeti, diye soramayız tabiî ki. Ama gerçek olan şudur ki, bu hikayelerin içinde mutlaka kadının kendisi, aktif ya da pasif olarak yer almaktadır. Mağdurlar ve suçlular, dolaylı olarak toplumsal hezeyanlara karşı çıkan ya da linç desteği veren toplumun parçalarıyız hepimiz. Ne yazık ki şiddet, sürekli beslenen bir organizma gibidir. Çocukluğunda şiddet görmüş insanların ya da şiddetin gerekçelerine kısmen taraf olmuş ailelerde yetişen kız ya da erkek çocuklarının, bu olaylara bakış açısı diğerlerine göre farklı olabilir. Psikologlar daha iyi cevap verecektir ama sanırım şiddete maruz kalmış insanlar, şiddet göstermeye daha meyilli olmaktalar.



Son olarak bilimsel bir veri de ekleyelim. 2010 yılında, Başbakanlık Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü ve AB’nin desteği ile Hacettepe Üniversitesi Nüfus Etütleri Enstitüsünce 24 bin 48 hane ziyareti ve 12 binden fazla kadınla yüz yüze görüşmelerle gerçekleştirilen ve bir bölümü daha önce kamuoyuyla paylaşılan Kadına Yönelik Aile İçi Şiddet Araştırması ilginç sonuçlarıyla dikkati çekiyor. Pek çok soruya cevap alınan bu araştırmadan sadece bir bölümünü aktarmak istiyorum. Araştırma, Türkiye genelinde 15 yaşından sonra her 100 kadından 17′sinin yakın ilişkide oldukları erkekler dışındakilerden de fiziksel şiddet gördüklerini ortaya koyuyor. Eş veya birlikte olunan kişi dışında kadınlara fiziksel şiddet uygulayanlar arasında ilk sırayı yüzde 41 ile babalar, yüzde 32 ile anneler, yüzde 16 ile ağabeyler ve yüzde 8 ile öğretmenler oluşturuyor. Yani 15 yaşından sonra kadınların eşleri ya da birlikte oldukları kişiler dışındakilerden maruz kaldıkları şiddet daha çok kendi ailelerinden geliyor.

Ne oldu? Şaşırdınız mı? Devletten, kocadan, sokaktaki adamdan başka, kadının kadına şiddetini de görmeliyiz artık. Karısını öldüren erkek de bir zamanlar çocuktu ve muhtemelen bir annesi vardı! Taciz ve tecavüz gibi cinsel suçlarda bulunan erkekleri kim büyüttü, kim korudu? Evdeki şiddete ses çıkarmayan anneler ve kız kardeşleri nereye koymalıyız? Eski bir yazımda paylaştığım gibi, karısını aldatan erkek profilinde de bir başka kadın vardır ve onlar bence pek de mağdur değillerdir…

Bazen aklıma şu soru gelir. Eğer toplumsal olarak steril bir nesil yetiştirmek istesek, ebeveynleri yüksek tahsilli, psikolojik olarak sorunsuz ve dengeli, hayatında herhangi bir şekilde şiddete maruz kalmamış ve bulaşmamış, ekonomik ve toplumsal sıkıntıları aşmış ve iç huzur sahibi muhteşem bir topluluk oluştursak, yeni bir nesli bebekliklerinden itibaren bu ortamda yetiştirsek, bu steril köyde şiddet ve suç oluşur muydu? İnsanın doğasında uyumakta olan bir hayvan var mıdır ve bu nasıl ve ne zaman ortaya çıkar? Gelişmiş bir sevgi dili, tüm sorunlarımızı çözmeye yetecek midir?

Makalem hakkında, görüş ve önerilerinizi http://www.hayatadokun.net/?page_id=6 sayfasından bana iletebilirsiniz. Hayata Dokun ilke kararları gereğince kimlik ve iletişim bilgileriniz 3. Kişi ve kurumlarla paylaşılmayacaktır.

Sevgi ve Saygılarımla,

İpek Gökbel

 
Hayata Dokun Derneği Kütüphanesi

Eğitimin sosyal hayatın desteklenmesi gereken yegane unsur olduğunu öngören Derneğimiz, 2012 yılından bu yana; Van, Muş, Tekirdağ, Diyarbakır, Trabzon ve İzmir illerindeki köy okullarına kütüphaneler açmaktadır. Her yıl ortalama 5 kütüphane açan derneğimizin...
DEVAMI...


Jehan Barbur Şarkılarıyla Hayata Dokunuyor Konseri

Sanatçı Jehan Barbur’un Hayata Dokun Derneği yararına verdiği konser İstanbul Bilgi Üniversitesi Mezunlar Derneği desteğiyle 26 Nisan 2013’te Bilgi Üniversitesi Kuştepe Ka...
DEVAMI...


Hayata Dokun’an Üniversiteler

2010’dan bu yana her yıl İstanbul Merkezli tüm devlet ve belli başlı özel üniversitelerde yapılan üniversite öğrencilerine yönelik gerçekleştirilen konferans...
DEVAMI...


Tüm projeler için tıklayınız