May 2019
SunMonTueWedThuFriSat
2829301234
567891011
12131415161718
19202122232425
2627282930311
2345678
 

Cinselliği Tecavüzle Tanıma Travması

Küçük yaşta âşık olmuştu kız. İçinde çırpınan yüreği, aşkını gizlemesine engel olmaktaydı. Erkek de bu ilgiden memnundu. Bir günün tüm kurallardan muaf saatinde kızı evine çağırdı. Kız gitti. Ve tüm masumiyetiyle âşık olduğu erkeğin gücüne karşı koyamadı

daha 17 yaşındaki bedeni. Bağırdı. Duyan olmadı. Erkek vahşice arzularını tatmin ederken, kız “sonra ne olacak?” diye sorgulamaktaydı. Her şey bittiğinde erkeğin hayatı eskisi gibi devam edecekti. Kızın ise önündeki sorunları kimse tahmin bile edemezdi. Çünkü kızın yaşadığı çevre, muhafazakârdı. Kendine güvensiz, ataerkil yapıya bağımlı yetiştirilmesi, başına gelen olaya benzer örnek olaylara büyüklerin yaklaşımını biliyor olması, kendinin de anlaşılmayacağı korkusunu doğurmaktaydı.

Tecavüze uğrayan bir genç kıza sorulan ilk sorunun “o saatte ne işin vardı dışarıda?” olmasından anlaşılacağı gibi, kadının doğduğu gün “suç işleme “ potansiyeline sahip olacağı anlayışının hâkim olduğu bir toplumdan bahsediyoruz. İşte o toplum çocuklarını yetiştirirken, kızların cinsel gelişimini cezayla, erkeklerin cinsel gelişimini ise ‘övünerek’ sağlıyor. Erkeğin ilk kız arkadaşı evde coşkuyla kutlanırken, kızın bir erkekle selamlaşacak olması düşüncesi bile aile içi öfke sebebi oluyor. İşte bu basit denklemin bile farkında olmayan toplum, bu paradoksal yapıyı korumada ısrarcı olacak gibi görünüyor.

İlk paragrafta bahsettiğim kurgusal olay gibi çok sayıda vaka var dünyada. Pekiyi, bu genç kızların hayatları nasıl değişiyor ve gelişiyor? Örnek vakalardan gözlemlediğimiz ve bazı itiraflarla öğrendiğimiz kadarıyla henüz çocukluk döneminde, ama cinsel gelişiminin farkında olan tecavüz mağdurları, birbirinden farklı tepkiler gösteriyorlar etraflarına. Kimisi hayat boyunca erkeklerden nefret ederken, kimileri de âşık olmak istese de bağlanma ve geçmişte yaşadıklarına benzer bir olay yaşama korkusuyla herhangi bir ilişki yaşayamıyor. Kimilerinin de karşı cinse aşırı arzular hissedebilmesi mümkün… Sözün kısası, sağlıklı ilişkiler kurabilmeleri hiç de mümkün olmuyor.

Yaşananların bu denli soruna neden olması hiç şüphesiz, salt olayın sonucu değil… Ülkemizde bu tip vakalar genç kadınlarımızın ya da kız çocuklarımızın aileleri tarafından gizli tutulur ve mağdurlar, yardım alabilecekleri insanlara yöneltilmezler. İşte bu yüzden farklı karakterlere özgü tepkiler oluşturulur, bunların sonucunda ise, kadının psikolojik sağlığı tamamen tehlikeye girer.

Kişisel gözlemlerime göre, cinsel şiddetin çok farklı türlerine, farklı oranlarda maruz kalmış genç kadınlar ve çocuklar, ilerleyen yaşlarda, ya fazla cinsellik düşkünü ya da tamamen cinsellik düşmanı oluyorlar. Sonuç her iki durumda da vahim… Cinselliğe düşkün olması, bilinçaltından gelen “zarar verme” iletisinin sonucu olarak tamiri imkânsız hatalar yapmasına neden oluyor. Yıllar önce yaşadığı tecavüz olayından kendini de sorumlu tutuyorsa hayatı boyunca yaşayacağı tüm cinsel deneyimlerde pervasızca hareket edebiliyor.

Diğer klasmanda yer alanlar da, erkeklere duyduğu soğukluğun sonucu olarak evlenemiyor, evlense de cinsel soğukluğun sonucu mutsuz oluyor, hele ki gizlemek zorunda kaldığı tecavüz olayını eşine de söyleyemiyor, söylemiş dahi olsa yapıcı bir karşılık alamayabiliyor. Dolayısıyla bütün bunlar, tedavi edilememiş bir sorunun sonucu olarak karşımıza çıkıyor. Her iki duygu haline de girebilmesi ihtimali de var. Ve bu da kızın bazı dönemlerde içine kapanmasına bazı dönemlerde de fazlasıyla coşkulu bir şekilde yaşamasına neden oluyor.

Toplumu değerlendirmeye bir geri dönüş yapalım.

Toplumun, bekâret kavramına duyduğu aşırı hassasiyetin sonucu olarak genç kızlar, yaşadıkları cinsel saldırıları, kendilerinin suçlanacağı korkusuyla gizli tutmayı tercih eder. Gerçi ailelerine söyleseler de sonuç yüksek ihtimalle değişmeyecektir, toplumun en küçük birimi olan “kutsal aile kurumu” kızlarını etiketlemeye ve onları baskı yoluyla cezalandırmaya yönelebilir. Sonuç itibariyle yapılması gereken şey, toplumun hassasiyetlerinin daha insani ve vicdani olmasını sağlayacak eğitim altyapılarına bir an önce kavuşmaya çalışmaktır. Yoksa pek çok kızımız, kadınlık dönemini sağlıklı yaşayamayacak, bu da aile kurumunun eğitici gücü olan kadının yetiştireceği çocuklara da olumsuz olarak yansıyacaktır.

Öyle ki Türkiye toplumu, basit bir eğlence aracı olan televizyonda gördüğü sorun irdelemelerini bile espri malzemesi haline getirebilecek halde… Toplum tıpkı etrafında olan biteni anlayamadığı gibi televizyonda izlediği programları da anlayamayıp sorgulayamıyor. Tecavüz konulu bir televizyon dizisi olan “Fatmagül’ün Suçu Ne?” yayınlanmaya başladıktan sonra konuyla ilgili gereksiz şakalara gülen bir gruptan ve Fatmagül’e benzeyen şişme bebek üretecek cinsel ürünler pazarının olduğu bir ülkeden söz ediyoruz maalesef!

Ancak her şey sahip olduğumuz kimliklerimizin farkında olmakla çözülecektir. Gücünün farkında olmayan, hep birilerine bağımlı yaşamayı tercih etmiş insanlar, sorgulamayan, başına gelenleri “kader” diyip es geçen bir toplum meydana getirir. Ciddi tüm sorunlar içselleştirilir. Stockholm Sendromu işte böyle bir şey olmalı…

Daha önce de ben ve diğer yazar arkadaşım Işıl Camgöz de yazmıştı tecavüzün içselleştirilmesi konusunu. Sanıyorum daha çok yazacağız, değil mi Işıl Hanım?

Keşke buraya gülüp eğlenebileceğimiz konularda yazacak kadar sorunlarının farkında ve çözüm üretebilecek güce sahip bir toplum olabilseydik… Belki de “hayata dokun”mak işte bu yüzden hayati bir gereklilik… Sizce de öyle değil mi?

Makalem hakkında, görüş ve önerilerinizi http://www.hayatadokun.net/?page_id=6 sayfasından bana iletebilirisiniz. Hayata Dokun ilke kararları gereğince kimlik ve iletişim bilgileriniz 3. Kişi ve kurumlarla paylaşılmayacaktır.

Sevgi ve Saygılarımla.

 
Hayata Dokun Derneği Kütüphanesi

Eğitimin sosyal hayatın desteklenmesi gereken yegane unsur olduğunu öngören Derneğimiz, 2012 yılından bu yana; Van, Muş, Tekirdağ, Diyarbakır, Trabzon ve İzmir illerindeki köy okullarına kütüphaneler açmaktadır. Her yıl ortalama 5 kütüphane açan derneğimizin...
DEVAMI...


Jehan Barbur Şarkılarıyla Hayata Dokunuyor Konseri

Sanatçı Jehan Barbur’un Hayata Dokun Derneği yararına verdiği konser İstanbul Bilgi Üniversitesi Mezunlar Derneği desteğiyle 26 Nisan 2013’te Bilgi Üniversitesi Kuştepe Ka...
DEVAMI...


Hayata Dokun’an Üniversiteler

2010’dan bu yana her yıl İstanbul Merkezli tüm devlet ve belli başlı özel üniversitelerde yapılan üniversite öğrencilerine yönelik gerçekleştirilen konferans...
DEVAMI...


Tüm projeler için tıklayınız